Cumartesi sabahı. Evdesin. Kahveni içiyorsun. Ama zihnin orada değil. Pazartesi’yi düşünüyorsun. Yoğunluğu. Yetişmeyecek işleri. Olası bir aksiliği. Henüz yaşanmamış bir günü, şimdiden yaşamaya başlıyorsun. Ve fark etmeden hafta sonunu kendine zehir ediyorsun.
Zihnimiz Neden Böyle Çalışıyor?
Beyin mutlu olmak için değil, hayatta kalmak için evrimleşti. Belirsizlik varsa, senaryo üretir. Risk varsa, büyütür. Olasılık küçük bile olsa alarm verir. Ama modern hayatta çoğu “tehlike” gerçek değil. Sadece ihtimal. Bu yüzden sistem hassas çalışır.
Beyindeki amigdala, potansiyel bir tehdit algıladığında gerçek mi hayal mi diye çok ayırt etmez.
Sadece alarm verir.
Henüz yaşanmamış bir pazartesi bile, bedende stres yanıtını başlatabilir. Kortizol yükselir. Kaslar gerilir. Zihin olası senaryolar üretmeye başlar. Buna psikolojide beklenti kaygısı denir. Yani olay olmadan önce, olayı zihinde defalarca yaşamak.
Sorun şu:
Kaygılandığımız senaryoların büyük kısmı hiç gerçekleşmez. Ama beden hepsini gerçekmiş gibi deneyimler.
Aslında Korktuğumuz Şey Olay Değil
Çoğu zaman korktuğumuz şey işin zor olması değil. Kontrolü kaybetme hissi.
“Ya işler dağılırsa? Ya başarısız görünürsem? Ya bu zamana kadar oluşan imajım zedelenirse?”
İş yükünden çok, kimlik yükü ağırdır. Çalışkan görünmek. Güvenilir olmak. Hata yapmayan kişi olmak.
Ve bir gün bunun sarsılma ihtimali…İşte kaygı tam burada büyür.
Burada devreye başka bir kavram girer: Belirsizlik intoleransı.
Yani zihnin belirsizliğe tahammül edememesi. Netlik yoksa, zihin boşluğu en kötü ihtimalle doldurur.
Ve bir noktadan sonra düşünmek plan yapmak değildir. Sadece tekrar etmektir.
Aynı düşünceyi çiğner gibi tekrar tekrar düşünmek. Çözüm üretmeden zihinsel enerji harcamak.
İlginç Bir Gerçek
Araştırmalar, insanların kaygılandığı olumsuz senaryoların büyük bölümünün ya hiç gerçekleşmediğini ya da tahmin edilenden çok daha hafif sonuçlandığını gösteriyor.
Ama zihin bir hata yapar: Olasılığı büyütür. Sonucu dramatize eder. Dayanma gücünü küçümser.
Gerçek Soru Şu
Daha önce kaygılandığın kaç şey gerçekten oldu? Ve olanlar seni sandığın kadar sarstı mı? Yoksa hepsi geçti mi? Geçmeyen hiçbir pazartesi olmadı.
Küçük Bir Ayrım
Hazırlık yapmak başka, olmamış bir şeyi defalarca yaşamak başka. Plan yap. Öncelik belirle. Yapılacakları yaz. Sonra dosyayı kapat. Pazartesi’nin stresini cumartesiye taşımanın kimseye faydası yok.
Belki De Şunu Denemelisin
“En fazla ne olabilir?” Gerçekten. En kötü ihtimali netleştir. Adını koy. Sonra şu soruyu sor:
“Gerçekleşirse bunu yönetebilir miyim?” Muhtemelen cevap evet. Çünkü mesele her şeyi kontrol etmek değil. Tepkini kontrol edebilmek.
Son Bir Düşünce
Bir gün kötü görünmek, başarılı bir geçmişi silmez. Bir aksilik, kimliğini yıkmaz. Zihnin seni korumaya çalışıyor olabilir. Ama bazen koruma sistemi fazla çalışır.
Belki de biraz şunu demek gerekir: Ne olacaksa olsun. En fazla ne olabilir. Olduğunda hallederim. Ama bugün, gerçekten bugün burada kalırım. Bu anı yaşarım.
Yazıyı okumak yerine dinlemek ya da izlemek isterseniz linkten videoya ulaşabilirsiniz;
https://youtu.be/uDjsBw8H7Vo

